Sanattan Renkler - Biyografi
 

Hazinses - Hazin "Son"

Sami Hazinses'in elyazısıyla imzaladığı fotoğrafıTürk sinemasının emektar oyuncularından Sami Hazinses, yüzlerce film sığdırdığı 77 yıllık ömrünü 22 Ağustos 2002'de sessizce noktaladı. Hazinses, ömrünün son günlerini, Göztepe Semiha Şakir Huzurevinde geçirdi. Hiç evlenmeyen ve yalnız yaşayan başarılı sanatçı son yolculuğunda da yine yalnızdı. Evet, yıllarını sinemaya vermiş olan ünlü aktörün cenazesinde birkaç vefalı dostundan başka kimse bulunmamıştı ne yazık ki! Bu kadar içimizde olup bu kadar yalnız kalan bu insan kimdi?

 

Bir Oyuncu Olarak Sami Hazinses

Sami Hazinses adı, hepimizin hafızasında mutlaka yeri olan ve hep gülümsemeyle hatırlanan bir figürdür. O, rol aldığı yüzlerce filmle, Türk sinemasının değişmeyen komedi oyuncularından biri olmayı başarmıştır. 1950 yılında Diyarbakır'dan İstanbul'a çalışmak için geldiğinde hiç de sinema oyuncusu olmak gibi bir niyeti yoktu. Yalnızca çalışmak ve hayatını kazanmak istiyordu. Kimsesi olmayan bu adam, hemşehrilerinin yanında kalmakta ve beste yapmaktadır. "Bir dilbere müptelâdır gönlüm" adlı bestesini de o sıralarda yeni yeni parlayan sanat güneşimiz Zeki Müren seslendirmiştir. Daha sonraki yıllarda ise, "Derdimi Kimlere Desem" adlı eserini Sevim Tanürek, "Yeter Ağlatma Beni" adlı eserini de Müslüm Gürses seslendirecektir.

İstanbul'a geldiği sırada, yine hemşehrisi olan film yapımcısı Mümtaz Alpaslan'ın filmlerinden birine müzik yapmış, daha sonra da Alpaslan'ın arzusu üzerine bir filmde de rol almıştır. "Acaba becerebilir miyim" endişesiyle başladığı sinema hayatı 40 yıldan fazla sürmüştür.

Sami Hazinses Filmografi'sindeki ilk film, Mahir Canova'nın yönettiği "Kara Davut"tur. Hazinses'in küçük bir rol aldığı bu filmin diğer oyuncuları Cüneyt Gökçer, Altan Karındaş, Atıf Kaptan ve Muhterem Nur'dur. Daha sonra yüzlerce filmde büyük roller üstelenecek olan sinemamızın emektar oyuncusunun rol aldığı başlıca yapıtlar arasında, "Şoför Nebahat, Rüzgar Zehra, Şafak Bekçileri, Biz de Arkadaş mıyız, Kızgın Delikanlı, Cengiz Han'ın Hazineleri, Bir Dağ Masalı, İşportacı Kız, Billur Köşk, Seven Ne Yapmaz, Talihsiz Baba, Yumurcak Köprüaltı Çocuğu, Vurgun, Dağlar Kızı Reyhan, Korsan, Babanın Evlatları, Çifte Kumrular, Keşanlı Ali Destanı, Hanımın Çiftliği, Acele Koca Aranıyor" gibi filmleri saymak mümkün.

Hazinses'in de rol aldığı Keşanlı Ali Destanı 1960 yılında çekilen ve oyuncuları arasında kendisinin de yer aldığı "Şoför Nebahat" adlı filmin adını taşıyan şarkıya yaptığı beste ile sinemacıların dikkatini çeken Hazinses, daha sonra pek çok filme müzik yapmıştır. 1000'e yakın filmde unutulmaz kompozisyonlara imza atan bu usta sanatçımız, 1980 yılında emekli olmuş ve son olarak 1997'de "Bitmeyen Bekleyiş" adlı yapıt ile de setlere veda etmiştir. Bu vedasının ardından, 2000 yılında Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından Türk Sineması'na katkılarından dolayı "onur ödülü"ne lâyık görülmüştür.

Sami Hazinses Olmak!

1925 yılında Samuel Uluç olarak Diyarbakır'da doğan ermeni sanatçılarımızdan birisi olan Sami Hazinses'in hikâyesi de pek çoğumuzunki gibi güçlük ve zorluklar karşısında mücadele etmeyi barındırmaktadır. İş bulma ve hayatını kazanma umuduyla düşülen gurbet yolu, hemşehrilerinin yanına sığınmaktan başka şansın olmaması, istediğini değil, karşısına çıkan fırsatı tercih etme zorunluluğu gibi durumlar Sami Hazinses için de geçerliydi.

Tesadüfen başladığı sinema kariyerini sürdürebilmeyi ancak "Sami Hazinses" olmakta görmüş ve öyle yaşamıştır. Ermeni komşularını aramaya çıkan Almanya'da yaşayan Diyarbakırlı bir vatandaşımızın bu konuyu kastederek sorduğu:

- Samuel Uluç neden Sami Hazinses olmak için mahkeme kapılarına gitti? Neden Samuel'in bilinmesini istemiyor?

Şeklindeki sorusuna:

- Eski sempati kalmıyor. Onun için istemiyorum. Yazma bunları. Öleyim, ondan sonra. Öldükten sonra yaz, şimdi boş ver, şeklinde karşılık vermiştir.

Sinemamızın iyi kalpli, komik ve bir o kadar da hüzünlü yüzü, ufak-tefek görünümlü, gözleri fıldır fıldır dönen bu neşeli oyuncusu, filmlerin değişmez karakter oyuncularından olmuş ve tutturduğu çizgisini daima korumuştur.

Peki, hiç evlenmeyen bu yalnız adam hiç âşık olmamış mıydı? Fırtınalı aşkların yaşandığı Yeşilçam'da Sami Hazinses hiç bu fırtınaya tutulmamış mıydı? Elbette O da herkes gibi bir insandı ve âşık olmuştu. Ama ne yazık ki Sami Hazinses'in hayatından hiç eksik olmayan zorluklar aşk hayatında da kendini göstermiş ve aşkları imkânsız aşklara dönüşmüştür.

"Karacaoğlan'ın Kara Sevdası" filminin çekimleri için gittiği Adana'da, filmi çektikleri çiftlikte kendine aşık olan kızı kaçırmak istemiş ancak rol arkadaşları olan Danyal Topatan, Vahi Öz ve Kadir Savun'un "Ne yapıyorsun sen, bizi öldürecek misin" itirazıyla karşılaşmıştır. Otobüsle oradan ayrıldıkları sırada, âşık olduğu kız için Hazinses; "yol kenarında dikilmiş ve ağlıyordu" der.

Daha sonra âşık olduğu Yeşilçam'ın kadın oyuncularından birine şiir yazan Hazinses, bu oyuncunun yapımcı sevgilisinin kara listesine girer ve bir daha kendi filmlerinden oynatmaz onu. Aşk defterinde yazılı olanlar bu kadardır Hazinses'in.

Ömrünün sonuna kadar yalnız yaşayan Hazinses, kimsesi yok diye morali bozulur. Yalnızlığını yenmek için dağlara tepelere çıkıp gazeller patlatır. Daha sonra, Mehmet Kaya adında bir manevi evlat edinir. Bu yalnızlıktan o kadar şikâyetçidir ki, hastalandığında kaldırıldığı Okmeydanı SSK hastanesinde, 7 kişilik odaya alınınca kimi vefalı dostları rahat edemez diye onu tek kişilik özel odaya aldırmak istediklerinde kıyameti koparmış ve yalnız olduğu için kalabalıktan mutlu olduğunu söylemiştir.

Kimsesi olmadığı için üzülen, hassaslaşan bu iyi kalpli adamın adeta kaderi olmuştur yalnızlık. Yalnız yaşamış ve yalnız ölmüştür.

Setlerden Sonra: Hazin Yıllar

Setlere veda ettikten sonra kendi halinde yaşayan oyuncunun bu dönemdeki yaşam satırları ne yazık ki acıyla doludur. Onca Hazinses son yıllarını yoksulluk içinde geçirdifilmde oynamış bir sanatçı olarak kirada yaşar ve bir evi olmayışına üzülür. Ne arayan vardır, ne de soran. Filmlerinde hep iyiyi oynayan, ağlamaklı yüze sahip, güldürürken bile hüzünlü olabilen usta oyuncu artık gerçekten de hüzünlüdür.

Yalnız ve yardıma muhtaç bir halde yaşayan sanatçının bu durumu kimi dostları tarafından kamuoyuna duyurulur ve kendisine yardım edilmesi çağrıları yapılır. 1999 sonlarında Savaş Ay'ın programında dile getirilen bu çağrıya, Trabzonspor'un onursal başkanı ve eski Devlet Bakanı Mehmet Ali Yılmaz karşılık verir. Sami Hazinses'e bir ev almayı ve ömrünün sonuna dek bir maaş bağlamayı taahhüt eder. Mehmet Ali Yılmaz'ın bu anlamlı jesti karşısında duygulanan usta sanatçı ilerlemiş yaşına ve onca hastalığına karşın; "Bir bestemde, Dinleyin beni ey dağlar. Ses verin bu yaralıya demiştim. İşte dağ gibi bir adam çıktı ve ses verdi. Allah ondan razı olsun. Her işimi halletti. Bir de gönlüme uygun hayat arkadaşı bulup evlenirsem hayat cennet olur bana" şeklinde minnetini ifade ederek, neşesinden de bir şey kaybetmediğini gösterir.

Daha sonraki yıllarda Sami Hazinses'in yine zor durumda olduğu, "hafıza kaybı, yüksek tansiyon, prostat, şeker hastalığı" gibi rahatsızlıkları olduğuna ilişkin haberler medyaya yansır ve dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır'ın talimatıyla Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Fonu'ndan kendisine bir aylık bağlanır.

Hazinses'in yaşadığı zorlu koşullara üzülüp yardım eden bir diğer isim de pek çok filminde kendisine rol veren yapımcı Türker İnanoğlu olur.

Ve Hazinses, bir gün düşüp kalça kemiğini kırar. Sanatçıyla ilgilenecek kimsesi yoktur ve ancak polislerin yardımıyla hastaneye kaldırılabilmiştir. Hastane'nin ameliyat için on gün sonrasına randevu vermesi üzerine, manevi oğlu Mehmet ve dönemin Bakırköy Belediye Başkanı Ahmet Bahadırlı'nın yardımıyla İncirli Özel Hastanesine nakledilir. Ameliyatla protez bir kalça kemiği takılan usta oyuncu, yaşlılığında etkisiyle geçici bilinç kaybı yaşar. Kızdığında serumları parçaladığı için de elleri yatağa bağlanır. Hastanede kaldığı bu süre içerisinde "yeşilçamda vefa yok" sözünü doğrularcasına, ziyaretine Üstün Asutay'dan başka kimse gelmez. Hastaneye olan borcunu da kimin ödeyeceği bilinmez.

Artık yaşlı ve bakıma muhtaç olan Sami Hazinses, kimsesi olmadığından Göztepe Semiha Şakir Huzurevinde yaşamaya başlar. Burada sürdürdüğü yaşam mücadelesi 22 Ağustos 2002'de Haydarpaşa Numune Hastanesinde ölümle noktalanır. Kadıköy Surp Takavor Kilisesinde yapılan törenin ardından Hasanpaşa Ermeni Mezarlığına defnedilen Sami Hazinses'in cenaze töreni de yaşantısı gibi yalnız ve sessiz olmuştur.

Last Updated (Thursday, 22 October 2009 00:18)